17 Kasım 2011 Perşembe

Mücadele var, takım oyunu yok!


Fenerbahçe Ülker Basketbol Takımımız, Turkish Airlines Euroleague'deki 5. maçına, dün akşam Sinan Erdem Spor Salonu'nda Bennet Cantu karşısında çıktı. Normal süresi 73-73 berabere biten mücadeleyi, 5 dakikalık uzatma devresinin ardından 85-83'lük skorla Sarı-Lacivertli Ekibimiz kazandı. Takımımız bu galibiyet ile kötü başlangıç yaptığı Euroleague'de ardarda üç maç kazanmış ve liderlik yolunda tekrardan iddialı konuma gelmiş oldu.

Bu maça kadar Bennet Cantu oynadığı 4 maçın üçünü kazanmış birini kaybetmişti. Bu maçların büyük bölümünde hep iki uzunla oynamış ve bu sistemi takım olarak çok iyi kullanan bir ekip. Biz ise bu zaman zarfında oynadığımız 4 maçın ikisini kazanmış ve ikisini de kaybetmiştik. Bu maç hem iç sahada oynadığımız hem de kazanmamız durumunda liderlik için tekrardan iddialı konuma geleceğimiz için önemliydi. Bu maçın önemini düşündüğümüzde de bu sezonki en yüksek taraftar desteğide Sinan Erdem'in tribünlerindeydi. 8355 Fenerbahçe taraftarı maçı tribünden izlemek ve takımına destek vermek için salondaki yerini almıştı.

Maç bizim için yine çok parlak geçmedi. Oyunun içerisinde zaman zaman dalgalanmalar yaşadık. Oyunun bazı bölümlerinde iyi oynayıp farkı tam açacak gibi olurken, yine oyundan düşmeler yaşadık. Bu Euroleague'de oynayan bir takım için çok büyük bir tehlike. Euroleague'de başarı hedefleniyorsak oyun disiplininden 40 dakika boyunca taviz vermemek lazım. Aksi halde, çok tehlikeli takımların olduğu bu arenada işimiz çok zor! Cantu'da takım oyununu iyi oynayan, oyunu yavaşlatmayı seven bir takım. Tempolu oynayan rakiplere karşı büyük zaafları var. Dün akşamki maçta tempoyu arttırdığımız anlarda Cantu'yu hücumda kitlerken, onların oyununa ayak uydurduğumuz dakikalarda ise potamızda sayılar görmeye başladık. Geçtiğimiz sezonki büyük başarımızda en önemi silahımız olan sert savunmayı, bu sezon için ilk defa, kısa sürelerde de olsa yaptık. Ömer Onan'ın ve Sefolosha'nın savunmayı canlandrıması, Koç Spahija'nın bu maça kadar sürekli kenarda unuttuğu Vidmar'ın da bu savunmaya destek vermesi, ikili sıkıştırmalarda çok doğru zamanlaması ve pota altını iyi kapatmasıyla rakibe oyunun belli bölümlerinde sayı bulma şansı vermedik. Maçta skor anlamında birçok seri yakaladık.

Ancak karşımızdaki rakip asla küçümsenmeyecek bir takımdı. Özellikle üç sayı çizgisinin gerisinden boş kaldığı zaman çok rahat sayılar bulabilen oyunculara sahip. Dördüncü periyodun son saniyelerinde beraberliği getiren basket ve ondan önce atılan Nancy'nin oyuna geri dönüşünü sağlayan üçlük boş atışlardan geldi. 36 yaşında olmalarına rağmen hala basketbolu yaşayan Basile ve Mazzarino'nun skor yükünü çektiği Nancy, aslında dış atışlarda gününde olduğu maçlardan birini oynadı. Öyleki bizim sadece 1 üç sayılık basket bulduğumuz maçta rakibin 8 üç sayılık basket bulması onların ne kadar dış atışlarda gününde olduğunun göstergesiydi.

Dün takım halinde toplam 6 asistle oynadık. Takımımızda maç boyunca herşey bireysellik üzerineydi. Sefolosha, Oklahoma City’de sezon boyunca belki 4-5 kez bire bir oynamışken dün akşamki maçta tek başına 6 defa bire bir oynadı. Ömer keza aynı şekilde, sorumluluk alarak pota altını tek başına kullandı. Oğuz'un bu sezonki hücum-savuma ikilisinde de oynadığı en iyi oyundu. Curtis, hücumda etkisiz bir maç çıkartırken, üçüncü periyodun bir bölümünde yaptığı bezdirici baskı takımımıza sağladığı tek pozitif girişimiydi. Bogdanovic ise gün geçtikçe takım oyuncusu olma yolunda ilerliyor. Dün rakibe yaptığı baskılı savunması ve hücumdaki akıllı oyunu kendisi ve takımımız adına bir artı. Skor katkısını biraz daha yukarıya çıkarttı mı tam bir takım youncusu olacak.

Maçta en verimli oyuncularımız 16 verimlilik puanıyla oynayan Ömer Onan ve Gasper Vidmar'dı.
Spahija'nın düne kadar oynanan maçlarda 10 dakikadan fazla sahada tutmadığı Vidmar, takımın ayağa kalmasında çok etkili oldu. 23:35 dakika sahada kaldı. Koçun Vidmar'ı kazanması gerektiğini, pota altı savunmamız için çok önemli bir sigorta olduğunu daha önce yazdığım birçok yazıda belirtmiştim. Vidmar'da beni dünkü maçta haksız çıkarmadı. Oyunda kaldığı sürece hatasız oynadı diyebilirim. Oğuz'a da kısaca değinmek istiyorum. Çünkü uzun oyuncularımızın formsuzluğu bizim bu sezonki en büyük sıkıntılarımızdan biri. Oğuz için dünkü maçın bir başka önemi daha vardı. Dün Oğuz, Euroleague kariyerindeki 100. maçına çıktı. Kendi adına 100. maçına yakışır bir oyunda ortaya koydu. Umarım Oğuz bu iyi oyununu sürdürmek için bir sonraki dalyasını (200. maç) beklemez ve gelecek haftalarda da bu başarılı performansını sürdürür.

Euroleague'de ardarda üçüncü kez kazandığımız bir maçı mücadele ederek kazandık ama ne yazıkki takım oyununu bir türlü oynayamadık. Üç maç kazandık ama bu maçları 2,3,4 sayılık farklarla aldık. Bu grupta her takımın birbirini yenebilecek seviyede olduğunu göz önüne aldığımızda inşallah bu az sayı farkları başımıza ileride dert açmaz. Önümüzde oynayacağımız 5 maç kaldı. Bu 5 maçın 3'ü deplasmanda 2'si ise kendi sahamızda. Eğer grupta ilk ikiyi hedefliyorsak; kendi evimizde oynayacağımız Olympiacos ve Bizkaia Bilbao maçlarını kazanmamız, en azından bir deplasman maçından galip ayrılmamız gerekiyor. Grubumuz öyle bir hal aldı ki, ilk üç sıranın 3/2, son üç sıranın ise 2/3, galibiyet/mağlubiyet oranları var. Bu demek oluyorki şu anda grup sonuncusu olan takımın bile Top 16'ya gitme ihtimali varken, grup lideri olan takımın ise bu potanın dışında kalma riski var.

Bundan sonra oynayacağımız maçlara çok daha dikkat etmeli, oyunumuzu istediğimiz seviyeye en azından yaklaştırmalıyız. Bu hafta kendi evinde Bizkaia Bilbao'ya yenilen Caja Laboral'i, haftaya bizde kendi evinde yenersek, grup liderliği için çok ama çok büyük bir avantaj sağlayacağız.

Önümüzdeki hafta oynanacak Caja Laboral maçında ve hafta sonu Beko Basketbol Ligi'nde oynayacağımız Pınar Karşıyaka maçında takımımıza sonsuz başarılar... Potaya attığınız her top, basket olsun...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder